Sultan Abdulaziz, Jön Türkler, Darbe ve Hazin Sonu

Sultan Abdulaziz, Jön Türkler, Darbe ve Hazin Sonu

Sultan Abdulaziz, 2. Mahmut’un büyük oğlu ve Sultan Abdumecid’in abisidir. Kardeşinden sonra 1861 yılında tahta geçmiştir. Resim, beste, savaş teknikleri ve Fransızca da çok iyiydi. Donanma ile ilgilenmiş hatta sipariş edeceği gemilerin planını kendisi çizmiştir. Tanzimat’la başlayan Avrupalılaşma hareketi ülkeyi çok yıpratmıştı, dolayısıyla halk kendisinden çok şey bekliyordu. Sultan donanmaya çok ehemmiyet veriyordu bu yüzden evvela donanmayı güçlendirmek istedi. Ancak Sırplar ve Karadağlılar isyan etmiş ve bu isyanda Ortadoks Hristiyanlar ve Rusya tarafından korunup desteklenmişti. Sadece destekle de kalmıyor Babıali’ye baskı yapılıyordu.

Babıali bu isyana daha fazla dayanamamış ve İstanbul Protokolü imzalanmıştı. Aslında bu Babıali için bir gerileme sayılmaktaydı. Ardından Yunanlılar rahat durmadı ve Girit’te de isyan çıkardı. Padişah onca uğraşlarına rağmen bu isyanı da bastıramadı. Çünkü Girit’in üçte biri Müslüman geri kalanı Hristiyan ve Yunan’dı. Sultan hem bu isyanlarla uğraşıyor hem de Tanzimat’tan sonra çok gerileyen ve bayağı sıkıntılı durumda olan ekonomiyi düzeltmek için uğraşıyordu.

Jön Türkler Sahneye Çıkıyor

İşler hem içerde hem de dışarda çok karışıktı. Ülkenin bu hali bazı kesimlerde yeni arayışlar meydana getirmiş ve neticesinde Yeni Osmanlılar veya Fransızca da Jön Türkler denilen başında Ziya Paşa, Namık Kemal ve Ali Suavi’nin bulunduğu akım çıkmıştı. Bunlar Tanzimatçılara karşıydılar ve daha hızlı bir yenileşme istiyorlardı. Aralarında idealist olanlar, memleketin bu sayede kurtulacağını samimiyetle inanlar vardı. Ancak ekseriyeti saraya muhalifti ve propaganda yapmaya başlamışlardı.

Hatta Ali Suavi, Namık Kemal ve Ziya Paşa Paris’te açtıkları şubeye gitmişler. Bir müddet oradan saray ve padişah hakkında gazetede muhalif yazılar yazarak bu gazeteleri el altından ülkeye sokmuşlardı. Aslında Ziya Paşa ve Namık Kemal padişaha değil hükümete kızgınlardı. Bu yüzden hükümete muhaliflerdi. Hükümete vuruyorlardı ancak bu da devletin zayıflamasına yol açıyordu. Nitekim ilerleyen zamanlarda Yeni Osmanlılar Cemiyeti içinde parçalanarak dağılmış ve üyeleri affedilerek birer birer ülkeye dönmüştü. Önceden yerden yere vurdukları padişaha bu sefer methiyeler yazmaya başlamışlar ve bu defterde böylelikle kapanmıştı.

Avrupa’ya İlk Giden Padişah; Sultan Abdulaziz

Sultan Abdulaziz Avrupa’ya ilk giden Osmanlı padişahıydı. Bu seyahat Fransa ve İngiltere’nin davetleri üzerine gerçekleşmişti. Bu ziyaret sayesinde Sultan Fransa İmparatoru, İngiltere Kraliçesi, Belçika Kralı, Rusya ve Avusturya İmparatorları ile görüşmüştü. Padişah bu ziyarete şehzadeleri ve devlet adamlarıyla gitmiş, Sultan Abdulhamit’te  bu seyahatin içerisinde görüşmelere katılmıştı. Bu seyahat 47 gün sürmüştü. Sultan Abdulaziz’in Paris’te olduğu günlerde bir yemekte Fransa İmparatoru Girit meselesini açmış ve padişah hiddetlenerek cevap verince imparator özür dileyerek konuyu kapatmıştır. Padişah ülkeye döndüğünde de hallettiği ilk mesele Girit sorunu olmuştur.

Sultan Abdulaziz döneminin önemli olaylarından birisi de kuvvetler ayrılığı ilkesinin benimsenmesi oldu. Böylece mahkemeler bağımsız hale getirildi ve Şura-yı Devlet kurularak bugünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinin temelleri atıldı. Şura-yı Devlet sayesinde 2 yılda bir ülkedeki yabancı ırklar ve dinler de göz önüne alınarak üyeler seçilecekti. Bu meclisin karar ve uygulama yetkisi yoktu tamamıyla bir danışma meclisiydi.

Şura-yı Devlet’in kurulmasının ardından her kesim bu şuranın başkanının kendi tarafından olmasını istedi ve akabinde kısa süre içerisinde karışıklıklar çıktı. Sadrazam Mithat Paşa azledilmiş ve dolayısıyla padişaha kin dolmuştu. Padişahı tahttan indirmek için Hüseyin Avni Paşa ile anlaştı. Avni Paşa da üniversite öğrencileri arasından bulduğu taraftarları aracılığıyla bir ayaklanma hazırlığına girişmişti. Sonunda talebeler sokağa döküldü. Aralarına karışan çapulcu ve işbirlikçiler sayesinde ayaklanma büyüdü. Padişah haklı olarak telaşlanmış ve uzlaşmaya gitmek istemişti.

Bunun sonucu olarak Mithat Paşa bakanlığa denk bir rütbeye getirilmiş, Avni Paşa tekrar seraskerliğe getirilmiş ve padişahın azline(tahttan indirilmesine) fetva verecek olan Hüseyin Hayrullah Efendiyi şeyhülislamlığa tayin edilmişti. Böylece Padişah kötü akıbetini kendi eliyle hazırlıyordu.

Darbe Hazırlıkları Başlıyor

Hüseyin Avni Paşa ve Mithat Paşa darbeye hazırlanıyordu. Önce kendi taraftarları olan şeyhülislamdan azl  fetvası almak için şeriata göre asılsız sebepler hazırlandı ve fetva alındı. Darbe günü sabahı Saray etrafı donanmayla sarıldı ve Dolmabahçe Sarayı darbeci askerlerle doldu. Şehzade Murad esasen darbeden haberdardı ancak darbenin o gün yapılacağından haberi yoktu. Darbeci subaylar ve askerler Avni Paşa’nın talimatıyla Şehzade Murat’ı saraydan alıp Avni Paşa’nın arabasına bindirdi bu olay aslında tahta yeni çıkan padişahın kim olduğunu da gösteriyordu. Sultan Abdulaziz yeni padişahın yeğeni olduğunu öğrenince çok ilginç karşıladı ve darbeciler Sultan’ı alarak özene bezene yaptığı donanmanın arasından Topkapı Sarayı’na amcası 3.Selim’in şehit edildiği daireye getirdi. Halk Sultan Abdulaziz’i seviyordu ve olay yavaş yavaş yayılmaya başlayınca halkta ayaklanmalar başlamış, darbeciler can derdine düşmüştü. Hüseyin Avni Paşa ve Mithat paşa yeni padişaha haber vermeden Sultan Abdulaziz’i katletmek istediler.

Hüseyin Avni Paşa bu cinayet için Sultan Abdulaziz’in yanına adamlarını yerleştirdi ve onları Sultan’ın hizmetine soktu. Padişahın hizmetinde bulunan Avni Paşa’nın 3 adamı eski padişahın odasına girerek onu katletti. Önce bileklerini kestiler dakikalarca ölmesini beklediler ve çırpınışını seyrettiler. Bu olay raporlara padişahın ruhi bunalımda olup traş olmak için aldığı makasla intihar ettiği olarak geçirildi.

Yalan Yazan Tarih Utansın

Ancak ilerleyen süreçte bu olay Sultan Abdulhamit’in kurduğu Yıldız Mahkemelerince açıklığa kavuşacak katiller ve azmettiricileri Hüseyin Avni Paşa ile Mithat Paşa yakalanacaktı. Yakalanmasının ardından sözde müstebit, zorba, diktatör olan Sultan Abdulhamit bu iki paşayı affedecek, canlarını bağışlayarak farklı şekilde cezalandıracaktı. Olayın daha ilginç yanı ise Yıldız Mahkemesinin bu kararını tanımayan resmi tarih siyasi sebeplerden dolayı bu iki paşayı katil kabul etmeyecek ve yıllarca öve öve kahraman diye anlatacaktı. Evet daha ne söylenilebilir ki söylenecek söz varsa kanaatimce o da:

“Yalan yazan tarih utansın…”

Yazar:
Ahmet Emin Şahingöz

Yorumlar

0 yorumlar

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.